zest Türkçe anlamı nedir?

Sponsorlu Bağlantılar

İngilizcede zest sözcüğü ne demektir?

Ingilizce Türkçe: zest: i. 1. zevk, haz, keyif, lezzet: They still have a zest for living. Onlar hâlâ hayattan zevk alabiliyor. That it was illicit only added to its zest. Kurallara aykırı oluşu zevkini daha da artırdı. 2. şevk: She works with zest. Şevkle çalışıyor. 3. azıcık keskin/acı bir çeşni: The cinnamon adds zest to it. Tarçın ona azıcık keskin bir çeşni katar. 4. renklilik; canlılık; çeşni, lezzet: Zerrin´s presence always adds zest to the proceedings. Zerrin´in varlığı, toplantıya hep bir renk katar.

Sponsorlu Bağlantılar

İngilizcede zest ile alakalı bazı sözcükler:

  • savor: Ingilizce Türkçe: savor: i. 1. tat, lezzet, çeşni. 2. zevk, tat. f. 1. of tadı olmak, lezzeti olmak. 2. çeşni vermek; lezzet vermek. 3. kokusu olmak. 4. zevk almak, tadına varmak. Devamını Oku

  • zing: Ingilizce Türkçe: zing: i. 1. vınlama, vızıltı. 2. k. dili canlılık, zindelik; şevk. 3. k. dili renklilik, çeşni. 4. k. dili azıcık keskin/acı bir çeşni. f. vınlamak, vızıldamak. Devamını Oku

  • presence: Ingilizce Türkçe: presence: i. huzur, hazır bulunma, varlık, var olma: The test results do not indicate the presence of nitrogen. Test sonuçlarına göre nitrojen yok. Devamını Oku

  • relish: Ingilizce Türkçe: relish: i. 1. güzel tat, lezzet, çeşni. 2. zevk, keyif. f. -den zevk/keyif almak. Devamını Oku

  • in the presence of: Ingilizce Türkçe: in the presence of: (birinin) önünde/yanında/huzurunda: in the presence of a large company büyük bir topluluk önünde. Don´t say that in her presence! Onun yanında söyleme! You are in the presence of the emperor. İmparatorun huzurunda bulunuyorsunuz. Devamını Oku

  • color: Ingilizce Türkçe: color: i. 1. renk; boya. 2. renk, canlılık. 3. çoğ. bayrak, sancak. f. 1. boyamak. 2. renklendirmek; renklenmek. 3. renk değiştirmek. 4. yüzü kızarmak. Informatik Sözlügü: color: renk Devamını Oku

  • make one´s presence felt: Ingilizce Türkçe: make one´s presence felt: varlığını hissettirmek. Devamını Oku

  • living: Ingilizce Türkçe: living: i. 1. yaşam. 2. yaşam tarzı. 3. geçim yolu. Ingilizce Türkçe: living: s. 1. yaşayan, canlı, diri, sağ. 2. yaşayanlara özgü. Devamını Oku

  • yet: Ingilizce Türkçe: yet: z. 1. daha; henüz; hâlâ: They haven´t come yet. Daha gelmediler. “Can I come in?” “Not yet.” “Girebilir miyim?” “Henüz değil.” I have yet to receive them. Onları hâlâ almadım. They haven´t done anything yet. Daha bir şey yapmadılar. 2. şimdi: Are they here yet? Geldiler mi? 3. hâlâ, gene de, Devamını Oku

  • cinnamon: Ingilizce Türkçe: cinnamon: i. tarçın. Teknik Sözlük: cinnamon: tarçın Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar