yet Türkçe anlamı nedir?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

İngilizcede yet sözcüğü ne demektir?

Ingilizce Türkçe: yet: z. 1. daha; henüz; hâlâ: They haven´t come yet. Daha gelmediler. “Can I come in?” “Not yet.” “Girebilir miyim?” “Henüz değil.” I have yet to receive them. Onları hâlâ almadım. They haven´t done anything yet. Daha bir şey yapmadılar. 2. şimdi: Are they here yet? Geldiler mi? 3. hâlâ, gene de, yine de: They may bring it off yet. Onu hâlâ becerebilirler. 4. daha da: Make it lighter yet! Onu daha da açık yap! He had yet another book to show us. Bize göstermek istediği bir kitabı daha vardı. bağ. fakat, buna rağmen: It looks edible, yet it isn´t. Yenilebilir gibi görünüyor fakat yenilmez.

İngilizcede yet ile alakalı bazı sözcükler:

  • as yet: Ingilizce Türkçe: as yet: şimdiye kadar, henüz. Ingilizce Türkçe: as yet: daha, henüz. Devamını Oku

  • Not just yet.: Ingilizce Türkçe: Not just yet.: Yok, şimdi değil./Şimdi değil./Henüz değil./Henüz vakti değil. Devamını Oku

  • edible: Ingilizce Türkçe: edible: s. yenebilir. i. yiyecek. Tip Sözlügü: edible: yenebilir Teknik Sözlük: edible: yenilebilir Devamını Oku

  • show: Ingilizce Türkçe: show: f. (–ed, –n) 1. göstermek. 2. görünmek, gözükmek. i. 1. radyo, TV program, izlence. 2. şov, revü. 3. sergi. 4. gösteri: air show uçuş gösterisi. 5. müsamere. 6. gösteriş, sahte davranış. 7. k. dili iş; kuruluş: Who´s running this show? Burasını kim yönetiyor? Teknik Sözlük: show: v.göster:n.gösteri Informatik Sözlügü: show: göstermek Devamını Oku

  • by the same token: Ingilizce Türkçe: by the same token: aynı şekilde, aynen: He hasn´t been friendly to us, but by the same token we haven´t been very friendly to him. O bize sıcak davranmadı, fakat biz de ona pek sıcak davranmadık. Devamını Oku

  • receive: Ingilizce Türkçe: receive: f. 1. almak: He received the report on time. Raporu zamanında aldı. 2. kabul etmek: He is not receiving visitors today. Bugün ziyaretçi kabul etmiyor. 3. anlamak, kavramak. 4. taşımak, kaldırmak: This table will not receive that heavy a load. Bu masa o kadar ağır bir yükü kaldıramaz. 5. (kötü bir Devamını Oku

  • make a show of: Ingilizce Türkçe: make a show of: … gibi yapmak, -mişçesine davranmak: They made a show of resistance. Karşı koyar gibi yaptılar. Devamını Oku

  • as: Ingilizce Türkçe: as: bağ. 1. -irken; -dikçe: I nabbed him as he was going out the door. Kapıdan çıkarken yakaladım. He´s taking life more seriously as he gets older. Yaşlandıkça hayatı daha bir ciddiye alıyor. 2. -diği için; -diğine göre: As he didn´t bring the money, he didn´t get the book. Parayı getirmediği için Devamını Oku

  • the Book of Psalms: Ingilizce Türkçe: the Book of Psalms: (Kitabı Mukaddes´teki) Mezmurlar Kitabı. Devamını Oku

  • worse: Ingilizce Türkçe: worse: s. daha kötü, daha fena, beter: He´s worse today. Bugün durumu daha kötü. i. daha kötü, daha fena, beter: That was bad enough, but worse was to follow. O yeterince kötüydü. Fakat ondan kötüsü gelecekti. z. daha kötü, daha fena: She thought far worse of him than Didem did. Onun hakkında Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar