would Türkçe anlamı nedir?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

İngilizcede would sözcüğü ne demektir?

Ingilizce Türkçe: would: yardımcı f. 1. Geçmişe ait bir gelecek zamanı belirtir: The day when he would depart was drawing near. Gideceği gün yaklaşıyordu. They told us they would resign. Bize istifa edeceklerini söylediler. He would learn the truth much later. Gerçeği çok daha so a öğrenecekti. We plied him with lots of wine so that he´d forget about his troubles. Dertlerini unutsun diye şarap kadehini hiç boş bırakmadık. She selected music that would cheer everyone up. Herkesi neşelendirecek bir müzik seçti. 2. Bazı ifadeleri yumuşatmak için kullanılır: Would you please hand me that book? Lütfen o kitabı bana verir misiniz? Would you like me to leave the room? Odadan çıkmamı ister misiniz? Wouldn´t you say so? Hemfikir değil misiniz? He was, it would seem, a charlatan. Meğer şarlatanmış. 3. Niyet belirtir: He said he´d inform me by Friday. Cumaya kadar bana bildireceğini söyledi. He decided he´d do it. Onu yapmaya karar verdi. 4. İstek/seçim/tercih belirtir: I was hoping she´d come. Geleceğini umuyordum. I´d hate to have to do that. Onu hiç yapmak istemezdim. If only you´d help me! Ah bana bir yardım etsen! He´d have fired them last year if he could have. Elinde olsa onları geçen sene işten atardı. They´d have the whole section done away with! Bütün bölümü lağvederler! If he´d do his part, we´d get this done. Kendine düşen işi yapsa bunu bitirebiliriz. She´d prefer not to go. Gitmemeyi tercih eder. I´d be glad to! Memnuniyetle! 5. İnat/ısrar/kararlılık belirtir: She would keep correcting me! Yanlışlarımı düzeltip dururdu. You would go and tell her, wouldn´t you? Yine de gidip ona söyledin, değil mi? Nimet really got everybody´s dander up. But then she would, wouldn´t she? Nimet herkesi çileden çıkardı. Fakat hep öyle yapar, değil mi? He would go, say what I might. Ne dediysem olmadı, ille gidecekti. I would not answer her. Ona cevap vermeyi reddettim. 6. Âdet edinilen bir durumu belirtir: Every night he would spend an hour looking at the stars. Her gece bir saatini yıldızlara bakarak geçirirdi. 7. İmkân belirtir: That space would have contained no more than two playing fields. O alanda en fazla iki oyun sahası bulunabilirdi. They would not have sold for two million liras each. Tanesi iki milyon liraya satılamazdı. The handle wouldn´t turn. Kol çevrilmiyordu. The motor wouldn´t start. Motor çalışmıyordu. The piano wouldn´t stay in tune. Piyanonun akordu habire bozuluyordu. 8. Beklenti/ihtimal belirtir: I expected he would behave like that. Onun öyle davranacağını bekliyordum. He was convinced he wouldn´t come. Onun gelmeyeceğine kanaat getirdi. That wouldn´t be Fevzi, would it? O Fevzi olmasın? That would have been our Fatoş. O herhalde bizim Fatoş´tu. I think they´d now be playing tennis. Bence şimdi tenis oynuyorlardır. They left early for fear they would meet him. Onunla karşılaşacaklarından korkarak erken çıktılar. 9. Bazı şartlı cümlelerde kullanılır: If you were in my position what would you do? Benim yerimde olsan ne yaparsın? If he were to come you´d tell us, wouldn´t you? Gelecek olursa bize söylersin değil mi? If he were here right now she would kill him. Şu an burada olsa onu öldürecek. If they hadn´t been there, would you have told us? Orada olmasaydılar bize söyler miydin? A minute more and we would have missed the train. Bir dakika daha geçseydi treni kaçıracaktık. If you pulled that switch down the electricity would be cut. O şalteri indirirsen cereyan kesilir. It´d be impossible to determine the exact extent of the damage. Zararın boyutlarını kesin bir şekilde saptamak imkânsız olurdu. It would take too long. Fazla zaman isterdi. f. arzu etmek, çok istemek: Would that they were here! Ah, burada olsalar! Are they saying of me, “Would that he had croaked!”? Gebere miymişim?

İngilizcede would ile alakalı bazı sözcükler:

  • tell: Ingilizce Türkçe: tell: f. (told) 1. söylemek; anlatmak: I told her the news. Ona haberi söyledim. I told her he was here. Onun burada olduğunu kendisine söyledim. Tell me what happened. Neler olduğunu bana anlat. She doesn´t tell lies. Yalan söylemez. Tell me a story! Bana bir masal anlat! I told you he´d botch Devamını Oku

  • any more: Ingilizce Türkçe: any more: 1. artık: Belma doesn´t live here any more. Artık Belma burada oturmuyor. 2. daha fazla: Don´t give me any more! Bana daha fazla verme! Devamını Oku

  • how: Ingilizce Türkçe: how: z. 1. nasıl: How did it happen? Nasıl oldu? How will he do this? Bunu nasıl yapacak? How does it work? Nasıl çalışıyor? 2. ne kadar: How long must I wait? Ne kadar beklemem gerekiyor? How much did you pay for that? Ona ne kadar ödedin? 3. kaç: How old is Devamını Oku

  • rather: Ingilizce Türkçe: rather: z. 1. -mektense: I decided to visit a friend rather than go home. Eve gitmektense bir arkadaşı ziyaret etmeye karar verdim. 2. -den ziyade, -den çok: This place is like a museum rather than a house. Burası, evden ziyade müzeye benziyor. 3. oldukça, epeyce, bir hayli: He´s getting along rather well Devamını Oku

  • Oh: Ingilizce Türkçe: Oh: ünlem 1. Ay! (Korku/şaşkınlık belirtir.). 2. Ay!/Ah!/Of! (Ağrı/acı belirtir.). 3. Ah! (Pişmanlık/özlem belirtir.). 4. Oh!/O! (Beğenme/sevinç/hayranlık belirtir.). 5. Of!/Öf! (Kızgınlık/hoşnutsuzluk belirtir.). 6. Birine seslenirken kullanılır: Oh, waiter! Will you bring us the bill? Garson, bize hesabı getirir misin? Devamını Oku

  • than: Ingilizce Türkçe: than: bağ. 1. -den …: She likes him better than you. Onu senden daha fazla seviyor. Hülya´s more beautiful than she. Hülya ondan güzel. Can you work faster than Hasan? Hasan´dan hızlı çalışabilir misin? I know no one more talkative than you. Senden daha konuşkan bir kimse tanımıyorum. That´s easier said than Devamını Oku

  • shall: Ingilizce Türkçe: shall: yardımcı f. (should) 1. Gelecek zaman kipinde kullanılır: I shall bolt the door. Kapıyı sürgüleyeceğim. 2. Kararlılık belirtir: I pledge my life that they shall be free. Hür bırakılacaklarına hayatım üzerine ant içerim. 3. Söz verme durumunda kullanılır: You shall have what you need. Size ne gerekirse vereceğim. 4. Emir belirtir: Devamını Oku

  • worse: Ingilizce Türkçe: worse: s. daha kötü, daha fena, beter: He´s worse today. Bugün durumu daha kötü. i. daha kötü, daha fena, beter: That was bad enough, but worse was to follow. O yeterince kötüydü. Fakat ondan kötüsü gelecekti. z. daha kötü, daha fena: She thought far worse of him than Didem did. Onun hakkında Devamını Oku

  • so: Ingilizce Türkçe: so: z. 1. böyle, böylece; şöyle, şöylece; öyle, öylece: While I was so doing the doorbell rang. Böyle yaparken kapı zili çaldı. Hold the knife just so. Bıçağı şöyle tut. So she says. Öyle diyor. 2. bu kadar; şu kadar; o kadar: “The table´s so long,” he said. “Masa şu kadar uzun,” Devamını Oku

  • less: Ingilizce Türkçe: less: z. daha az: less attractive daha az çekici. Eat less! Daha az ye! s. daha az: Eat less cake! Daha az kek ye! i. daha az: He gave me less. Bana daha az verdi. She found less than fifty. Elliden daha az buldu. edat eksi: Three less two equals one. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar